‘Sağlık’ kategorisi yazıları

11
March

Çocuklarda Kekemelik Nedenleri Tedavisi

Yazan: admin  |  Kategori: Eğitim, Sağlık  |  Okunma: 41 kez

ÇOCUKLARDA KEKEMELİK NEDENLERİ

Seslerin, hecelerin, kelimelerin söylenmesinde istemsiz, işitilebilir veya sessiz tekrarlar ve uzatmalarla belirlenen konuşma akıcılığı bozukluğudur. Bazen bu bozukluk, konuşmayla ilgili veya ilgisiz beden hareketleri ve mimiklerle birlikte görülmektedir. Kekemeliğin, heyecan, korku, kaygı ve utanma gibi daha öznel duyguların belirtisi olduğu da düşünülmektedir. Genel anlamda, sesleri ve sözcükleri tekrarlayarak duraksamayı, sesleri uzatmayı, konuşurken blok yaşamayı, bazı ses yada hecelerden kaçınarak konuşmayı içeren kekemelik, diğer konuşma bozukluklarının aksine konuşmanın bütününü etkilemektedir. Ayrıca kekemeliğin, konuşmacının ortaya çıkmasını beklediği, kekelemekten korktuğu, ilerisini düşünerek gergin olduğu, kaçınmaya çalıştığı zaman sıklaşan bir durum olduğu bilinmektedir.

ÖZELLİKLER:

*Kekemelik kültürler arasında farklılıklar gösterse bile evrensel bir konuşma bozukluğudur.

* Genellikle 2-6 yaş arasında, bazı çocuklarda okul çağında, nadiren de yetişkinlikte ortaya çıkabilir. Konuşma akıcılığı bozukluğu okul başarısını, mesleki başarıyı yada toplumsal iletişimi bozabilmektedir.

*Okul öncesi dönemde hemen her çocuk kekeler. 2-6 yaş arasındaki çocuğun düşünme hızı konuşma hızından fazladır. Konuşmalarında “imm, şey, eee,” gibi sesler sıklıkla kullanılır. Gelişimin doğal bir sonucu olarak geçici bir kekemelik dönemi görülebilir. Küçük çocuklarda sıklıkla görülen bu durum kekemelik olarak kabul edilmemektedir.

*Araştırmacılar kekemelik gelişiminin çeşitli dönemlerden geçtiğini ileri sürer. Bu gelişim seslerin, hecelerin, kelimelerin tekrarlanmasından (birincil kekemelik), uzatmalara, bloklara, motor aktivite bozukluklarına, konuşmadan kaçınma davranışlarına, duygusal bozukluklara (ikincil kekemelik) doğru uzanmaktadır.

*Konuşmanın akıcılığında ortaya çıkan ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklarla, araya ses hece sokmalarla (a, e, him, şey, yani gibi), kişinin ne söylediğinden çok nasıl konuştuğu dikkat çekmeye başlar. (Akıcı konuşmanın normal kabul edilen kesilmesinde; hece tekrarı %12, kelime tekrarı %71, ifade tekrarı %17oraninda olmakta araya ses ve hece sokma da cümle aralarında ortaya çıkmaktadır. Oysa kekemelikte hece tekrarı %83, kelime tekrarı %11, ifade tekrarı %6 oranında görülmektedir. Araya ses hece sokma ise daha çok cümle başlarında görülmekte ve hemen hemen konuşmanın %20′sine yayılmaktadır.)

* Kekemelerin çoğunda nefes alırken konuşmaya çalışma, nefesi bitene kadar zorlanma, nefesi tutup konuşma gibi yanlış solunum özellikleri de gözlenmektedir. Kekeleyen kişi bunu fark ettiğinde konuşma güçlüğüne korku ve kaygı eşlik etmeye başlar. Bu duygularla birlikte kekelemede artmaya başlar. Bu kişilerin kekeleyeceklerini önceden tahmin ettikleri ve takılacakları sözcüğe yaklaştıklarında bu beklentinin etkisiyle zorlanma yaşadıkları düşünülmektedir.

*Kekemeliğin özelliklerinden biri de kaçınma davranışıdır. Bu durum kişinin bozukluğu kabul etmesi ve hoş olmayan sonuçlarından kaçınmasıyla gerçekleşmektedir. Kaçınma davranışı belirli sese, hece ve kelimelerde kekemeliğin ortaya çıkacağından korkma ile belirir. Kekelenen kelimelerin eş anlamlılarının kullanıldığı kaçınma davranışı, yaş grubu büyüdükçe sıklaşmaktadır.

* Motor aktiviteler kekemelikte oldukça belirgindir ve bu aktiviteler sadece çene, dil ve ağızda değil, yüz kaslarında, gövdede, kol ve bacaklarda abartılmış hareketler, tikler, kasılmalar (spazmlar) olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum bireyin akıcılık kusurunu önleme gayretiyle ortaya çıkmakta ve ikincil bir semptom olarak kabul edilmektedir.

*Kekemelikte tıpkı ait olduğu kişinin özellikleri gibi farklılıklar gösterebilmektedir.

Ancak genel olarak gözlenen tipler şunlardır:

a) Seslerin, hecelerin, sözcüklerin ve cümlelerin tekrar edilmesi şeklinde; ” t t t ta tamam, gi gi gidelim, ha-yir haaaayir- hayir”,

b)Seslerin olağandışı uzatılması “şşşşşimdi”,

c) Sözcüklerin yarım bırakılması, parçalanması,

d) Duyulabilir yada sessiz bloklar (ara vermeler),

d)Sözcükleri aşiri bir fiziksel gerginlikle söyleme,

e) Patlamalar olarak adlandırılan, düzensiz soluk alıp verme, heyecan ve kararsızlığa bağlı olarak konuşmada alışılmadık vurgulamaların oluşması,

f) “Yani!, şey!, ya!, aman!” gibi fazladan sözcük yada seslerin eklenmesi,

g) Kekemeliği olanların hangi ses yada sözcüklerin kendileri için engelleyici olacağını bildikleri için anlatmak istediklerini kimi zaman konuya uygun olmayan, dolaylı cümlelerle anlatmaya çalışmaları.

*Genel nüfusta kekemeliğin yaygınlığı %1, sıklığı %3′e yakın olarak tahmin edilmektedir. Küçük çocuklarda daha sık olmakla birlikte daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde azalma eğilimi göstermektedir.

*Kekemelik yaklaşık 1 kıza karşılık 3-4 erkek çocukta görülmekte ve kızlarda küçük yaşlarda kendiliğinden iyileşme oranının yüksek olması nedeniyle kız/erkek oranının yaş ilerledikçe daha da belirginleştiği belirtilmektedir.

* Kimi zaman sözel iletişime girmeyip sessiz kalmayı tercih edebilen kekemeler kekemeliği ne kadar ağır olursa olsun sürekli kekelemez. Kendilerini rahat hissettikleri ortamlarda, şarki söylerken, oyun oynarken normal konuşabilirler.

SEBEPLER

Kekemeliğin nedenleri konusunda değişik görüşler vardır.

a) Bazı araştırmacılara göre kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe yatkındırlar. Eğer çevre koşulları (anne baba tutumları gibi) kekemeliği önleyecek durumdaysa çocuk kekeme olmadan bu dönemi atlatır.

b)Kekemeliği öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler bu bireylerin kekeme olmayanlarla kalıtım, fizik ve zeka gelişimi yönünden farklılıkları olmadığını savunurlar.

c)Bazı psikiyatristler kekemeliğin bir kişilik bozukluğu belirtisi olduğunu ileri sürerler.

d) Kekemeliğin bir direniş davranışı olduğunu savunanlar bireyin bir etki altındayken konuşmaya zorlanması sonucu, konuşmada tutulma ve yineleme ya da uzatma biçiminde tepki gösterdiklerini savunurlar.

e)Kekemeliği tek bir nedene bağlı olmadığı görüşünü savunanlara göre kekeme çocuklar; duygusal çatışmaları olan bir geçmişe, normal akıcılık bozukluğunu kekemelik diye damgalayan bir aileye, kendilerini kekemeliğe kadar götürecek doğuştan gelen yatkınlığa ve konuşmalarının akıcılığını engelleyen sınırlı bir çevreye sahiptirler.

*Aile ve ikiz çalışmaları kalıtımsal faktörlerin etkisini desteklemektedir. Tek yumurta ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine göre daha yüksek oranda (%77 ve %32) kekemeliğe rastlandığını göstermektedir. Ayrıca kekemeliğin kişinin birinci derece akrabalarında genel populasyona göre üç kat daha fazla ortaya çıkması kalıtımın rolünü desteklemektedir.

*Nasıl konuşulduğunu öğrenmeye çalışırken pek çok çocuk 18 ay ile 17 yaş arasında normal akıcılık bozukluğu evresinden geçer. 18 ay ile 3 yaş arasındaki normal akıcılık bozukluğu olan çocuklar, özellikle cümlenin başındayken ses, hece ve kelime tekrarı gösterebilirler. 3 yaşından sonra normal akıcılık bozukluğu olan çocukların ses ve hece tekrarı yerine tüm sözcüğü ve cümleciği tekrarlama eğilimi vardır. Kekemeliğin bu ilk işaretleri derece derece azalır ve çoğu çocukta kaybolur. Fakat bazı çocuklar kekelemeyi sürdürür, bu duruma konuşmalarındaki güçlüğe bağlı utanç, korku veya engellenmelere tepki olarak daha gergin konuşma davranışları gösterebilirler. Çocuktaki normal akıcılık bozukluğunun kekemelik haline gelmesinde, tüm bunların anne baba tarafından kekemelik olarak değerlendirilmesinin büyük önemi vardır.

*Normal akıcılık bozukluğu çocuğun yorgun, heyecanlı, üzüntülü yada acele konuştuğu durumlarda şiddetlenebilir. Çocuklar bunun farkında değillerdir ve herhangi bir engellenme belirtisi göstermezler. Buna karşılık anne babalar eğer çocuğun normal akıcılık bozukluğuna dikkat etmezler ve çekmezlerse, normal gelişim içinde sorun büyük ihtimalle kendiliğinden çözülür. Ancak konuşma gelişiminde son derece hassas ve endişeli anne babalar gereksiz bir kaygı geliştirip baskı ve eleştirilerle çocuğa bunu hissettirerek, durumun bir sorun olarak yerleşmesine zemin hazırlarlar.

*Bastırılmış istek, korku ya da çatışma gibi etkenlerin neden olduğu psikolojik problemler kekemeliğe yol açabilmektedir. Çocuğa küçük yaşlarda düzen, temizlik, terbiye ve benzeri konularda aşırı disiplin uygulayan ve beklentileri yüksek olan ailelerin çocuklarında kekemelik daha sık görülebilmektedir.

*Sık sık fiziksel şiddet uygulama, yanlış yaptığı zaman çok tepki verme gibi Anne babanın çocuklarını kokutacak şekilde davranması çocukta kekemeliği başlatan risk faktörü olmakta ve kekemeliğin devam etmesinde önemli rol oynamaktadır. Kimi zamanda ailenin korkutması dışında çocuk trafik kazası geçirmesi ya da köpek tarafından ısırılması sonucunda yaşadığı ruhsal travma nedeniyle kekelemeye başlamakta ve bu durum uzun süre devam edebilmektedir.

*Genel olarak kaygı ile kekemelik arasında hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu konusunda tartışmalar süregelmektedir. Ancak kaygının kekeme bireyin davranışlarını kesin olarak olumsuz etkilediği ve kekelemeyi arttırdığı belirtilmektedir.

*Kekemeliğin zeka ile bir ilişkisinin bulunmadığı düşünülmektedir. Kekeme çocukların zeka puanlarının, kekeme olmayanların puanlarıyla anlamlı bir fark göstermediği ve zihinsel işlevlerde de bir farklılık bulunmadığı araştırmalarla belirlenmiştir.

* Kimi kuramcılar kekemeliğin kişilikle ilişkili olduğunu belirtmektedirler. Kekemelerin akıcı konuşanlara oranla sosyal ilişkilerinde daha hassas, kırılgan ve daha içe dönük oldukları, görülen uyumsuzluk belirtilerinin kekemeliğin nedeni değil sonucu olduğu düşünülmektedir.

* Konuşmayla ilgili motor yada duygusal bir bozukluk yada çevre yoksunluğu varsa kekemeliğin sürekliliği daha uzun olabilmektedir. Bu bozuklukta da kardeş doğumu, ayrılık kaygısı gibi ruhsal zorlanma etkilerinden bahsedilebilir. * Ani korku ve korkutmalarda kekemeliğin başlamasında rol oynayabilmektedir.

*Sonradan oluşan beyin travması veya hasarı gibi nedenlerle ortaya çıkan nörolojik kökenli kekemeliğin gelişimsel kekemelikten ayırt edilmesi gerekir. Nörolojik kökenli kekemeliğin tam olarak nasıl oluştuğu bilinmemekle beraber başlıca farklılık gelişimsel kekemeliğin hemen her zaman çocuklukta ortaya çıkmasıdır.

* Araştırmalar, kekemeliğin erkek çocuklarda daha sik görülmesinin nedenini, erkeklerin gelişiminin kızlardan daha yavaş olmasına karşın erkeklerden beklenilenlerin kızlardan daha fazla olması, erkeklerin ailedeki otorite figürüyle daha fazla çatışma içinde olması ve bunun sonucunda da daha güvensiz oldukları, bununda konuşmaya yansıyacağı biçiminde açıklamaktadır.

Popularity: unranked [?]

9
March

Viagra’ya son verecek örümcek ısırığı

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 41 kez

Muz örümceği,viagra tedavisi ,örümcekle ereksiyon tedavisi ,muz örmceği ile ereksiyon tedavisi …
Örümcek ısırığı ile ereksiyon sorunu tedavi edile bilir mi? Bilim adamları şimdilerde bununla ilgili uğraşlar veriyor …
Muz örümceğinin zehri, ereksiyon sorununu tarihe gömebilir.
Güney ve Orta Amerika’da görülen, muz örümceği ya da Phoneutria nigriventer adıyla bilinen bir örümceğin tek bir ısırığının dört saat süren ereksiyon gibi yan etkileri olduğu ortaya çıktı.
Georgia Tıp Fakültesi uzmanları, örümceğin bu özelliğinin, ereksiyon bozukluklarıyla ilgili tıbbi müdahalelerde çığır açabileceğini düşünüyor.
Doktor Kenia Nunes, “Phoneutria nigriventer örümceğinin zehri, birkaç çok zengin karışıma sahip molekül içeriyor. Bu moleküller toksinler olarak adlandırılıyor ve daha sonra bu zehirde farklı aktiviteleri olan çeşitli toksinler olduğunu keşfettik. Bu yüzden bir insan bu örümcek tarafından ısırıldığında farklı semptomlar gözlemliyoruz. Bunlar arasında penisin sürekli olarak ereksiyon halinde olmasına neden olan priapism de bulunuyor” diyor.
Tabi bunun yanı sıra başka yan etkiler de var. Uzun ve acılı ereksiyonlar kas kontrolünün kaybı, şiddetli acı, zorlukla nefes alma sonucunu doğuruyor. Eğer panzehir verilmezse kişi, oksijen yetersizliğinden ölüyor.
Ancak Doktor Nunes’a göre, örümceğin yan etkilerinden hem kadınlar hem de erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarının tedavisinde yararlanılabileceğini söylüyor.
Cinsel Tıp dergisinde yayınlanan araştırmasında Nunes, fareler üzerinde yapılan deneylerde toksinin ereksiyon bozukluğunu normalleştirebildiğini anlatıyor.
Örümcek zehri, Viagra gibi ilaçlardan farklı bir şekilde çalışıyor. Nunes, MSNBC’ye yaptığı açıklamada, “Bazı hastalar geleneksel tedaviye cevap vermiyor, bu alternatif bir tedavi olabilir” diye konuştu.
Doktor, toksinin kadınlarda da işe yaramasını umuyor, ama bu konuda çalışmalara henüz başlamamış. Şimdiye kadar bu örümcek tarafından ısırılan 7 bin kişiden sadece 10′u ölmüş.

Popularity: unranked [?]

9
March

PRP (platelet rich plasma) Nedir ?

Yazan: admin  |  Kategori: Kadınca, Sağlık  |  Okunma: 43 kez

PRP (Platelet Rich Plazma ) Saç Tedavisinde Yeni Bir Yöntem,PRP (Platelet Rich Plazma ) Nedir?,PRP yönteminin saça uygulanması işlemi,PRP Tedavisi …
PRP nedir? PRP (platelet rich plasma)
Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulamasına verilen isim. Bu yöntemde bir kişiden alınan az miktardaki kan, özel bir tüp içine konulduktan sonra santrifüj ediliyor ve elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma, kişiye geri uygulanıyor.

Plateletler ne işe yarar? Plateletler veya trombositler, vücudumuzda hasarlı dokuları onaran ve büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan elemanlarıdır. PRP uygulamasında hasarlı dokuya kan dolaşımıyla taşınabilecek olandan çok daha fazla platelet veriliyor. Bu amaçla diş implantlarında, ortopedik girişimlerde ve iyileşmeyen yara tedavilerinde başarıyla kullanılıyor.

Hangi bölgelere uygulanıyor? PRP genellikle yüz ve saçlı deriye uygulanıyor. Boyun, dekolte bölgesi, eller ve diğer vücut bölgelerine de uygulama yapılabiliyor.

Nasıl uygulanıyor? Uygulamanın yapılacağı kişiden kan alınıyor, steril ortamda santrifüj edilerek plateletten zengin plazma elde ediliyor. Bu plazma, enjeksiyon yoluyla deri içine veriliyor veya lazer, roller uygulamaları sonrası kağıt bir maskeyle cildin emmesi sağlanıyor. Derin kırışıklıkları gidermek amacıyla dolgu olarak da kullanılabiliyor.
Yan etkisi var mı? PRP uygulamasında, kişinin kendi kanından ayrıştırılan plateletlerin kullanılması ve bu işlemlerin steril şartlarda yapılması en önemli avantaj. Enfeksiyon ve alerji riskinin yok denecek kadar az olması sebebiyle son derece güvenilir bir yöntem. Yan Etkileri Bugüne kadar bilinen bir yan etkisi yok. Platelet sayısı yetersiz hastalara ve kanser hastalarına uygulanmıyor.

Kaç seans sürüyor? 2-3 hafta arayla 3-4 uygulama yapılması öneriliyor. İlk uygulama sonrası ciltte sağlıklı bir parlaklık ve ışıltı görülüyor, ancak tam etki yinelenen uygulamalarla elde ediliyor.

Popularity: unranked [?]

6
March

Erkek Çocukların Gelişim Tablosu Verileri

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 4 kez

Bir bebeğin sağlıklı olup olmadığının ve yeterli büyüyüp büyümediğinin anlaşılmasında, en önemli kıstaslar baş çevresi, boy ve kilosundaki artışlardır
Doktorunuz doğumdan itibaren bebeğinizin kilosunu, boyunu ve baş çevresini ölçerek, gelişimini takip edecektir Bu bilgiler bebeğinizin dosyasına ve sizin elinizdeki bebek kontrol defterine (bu defter siz hastaneden çıkarken verilir) düzenli işlenerek bebeğin aylık gelişim ve büyümesi izlenir Sağlıklı çocuk kontrollerinin önemi de bu noktada ortaya çıkar Özellikle yaşamın ilk yılında yapılan aylık rutin kontroller, bebeğinizin bu aylarda ve gelecekte karşılaşabileceği olası sorunlar hakkında da size gerekli yardımı sağlayacaktır
Bu çizelge bebeğinizin 0-2 yaş arasında nasıl bir büyüme grafiği izleyeceği konusunda ortalama bilgiler veriyor Ancak her bebeğin farklı bir gelişim izleyebileceği de unutulmamalıdır Bir ay az kilo alan veya boyu normalin üzerinde uzayan bebeğiniz öbür ay aradaki farkı kapatabilir, normal değerlere dönebilir Genetik faktörler, beslenme gibi etkiler de bu durumu etkiler Doktorunuz bebeğinizin kontrollerini yaparken, büyümesi ile ilgili bilgileri, nedenleri ile size açıklayacak, en az ve en çok alınması gereken artışları da size söyleyecektir
AYLAR—–KİLO (gram)—–BOY (cm)—–BAŞ ÇEVRESİ (cm)
1 ay—–2800-4500—– 49—– 52.5-32.5-37.5
2 ay—– 3800- 6800—– 54—– 59.5-36-41
3 ay —–4100- 7500 —–54.5-66—–37.6- 42.6
4 ay—– 4500- 8500—– 57-70—–39- 44
5 ay—– 5300-9200—– 58- 70—–39.5- 45
6 ay—– 5600- 9700—– 59.5- 72.5—–40.4-45.6
9 ay—– 6500- 11300—– 64-77.5—– 41.8- 47.6
12 ay—– 7400- 12500—– 68-82.5—– 42.8-49
15 ay —–8000 –13500—– 715- 86.5 —–43.7- 50
18 ay—– 8650- 14300 —–75- 89.5—– 44.1- 51.1
21 ay—– 9100- 15000—– 77—–92.5
24 ay —–9500- 15700—– 79.5—– 95

Popularity: unranked [?]

7
February

Brokolinin Faydaları Yararları Nelerdir?

Yazan: admin  |  Kategori: Faydalı Bilgiler, Sağlık  |  Okunma: 13 kez

Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.

Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

Brokolinin çeşitleri, taşıdığı renklere göre de, beyaz başlı, mor başlı ve yeşil başlı çeşit olarak üçe ayrılır. Çiğ ya da pişirilerek tüketilen brokoli, haşlandığında içerdiği vitaminlerin çoğu kaynayan suya geçeceğinden bu su dökülmeyip değerlendirilmelidir. Kalorisi düşük bir sebze olduğundan diyetlerde yer alan brokoli, dondurularak saklanmaya ve sonradan tüketilmeye çok uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) brokolinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 34 kalori; 2,5 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0,2 gr. yağ; 0 kolesterol; yüksek oranlarda lif; 76 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 336 mgr. potasyum; 24 mgr. magnezyum; 0,6 mgr. çinko; 0.10 mgr. B1 vitamini; 0.20 mgr. B2 vitamini; 87 mgr. C vitamini; 1.3 mgr. E vitamini ve küçümsenemeyecek oranda A vitamini kaynağı betakaroten…

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Brokoli bedeni kanser tehlikesine karşı korur: Yapılan son bilimsel araştırmalar, Turpgiller familyasındaki sebzelerin kansere karşı bedeni koruduğu; özellikle brokolinin yenilmesinin, akciğer, kolon (kalınbağırsak) ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu iyice azalttığını ortaya koymuştur.

Brokoli, yüksek oranlarda A vitamini kaynağı betakaroten ile C ve E vitaminleri içerir: Kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma gibi rizikoları da en aza indirger.

Yüksek oranlarda demir ile folik asit içeren brokoli kansızlığı önler. Ayrıca doğum yapacak kadınların, spina bifida (yani omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurması rizikosunu en aza indirir.

Popularity: 1% [?]